Tartım Yok

Benim tartım yok.

Blog'un ilk yazılarından birinin bu olması neye kafaya yorduğumun iyi bir özeti; rakamlar anlamsız.

Çıplak ayaklarımızı soğuk yüzeyine yerleştirir yerleştirmez içimizi titreten bu alet, üzerimizde çok fazla güce sahip. Bize gösterdiği rakam gün boyunca ruh halimizi etkiler, öğlen pilav üstü döner yeme planlarımız varken yine ızgara tavuklu salata sipariş etmemize, beklediğimizden bir kilo fazla gösterince 'Yok yok bir daha çıkayım' deyip nefesimizi tutarak çıkmamıza, 'Hadi bir kere daha deneyeyim' derken işe geç kalmamıza sebep olur. Kısacası lanet bir alettir.

Bir kadının kilo takıntısı olmadığı bir dönem bilmiyorum, ister zayıf ister balık etli olalım, hepimiz rakamlarla kafayı bozabiliyor, aç kalarak zayıflayacağımıza inanıyoruz. Elimizde olsa tartıya resmen büyü yapacağız. 

 

// ASLINDA BİZ KADINLAR, ZAYIFLAMAK UĞRUNA

KENDİMİZİ AÇ BIRAKMAYA BAYILIYORUZ //

 

Tartıdaki rakam ise ağır bir yemekten dolayı şişkinlikten, birkaç gün tuvalete çıkamama gibi en ufak unsurla değişebiliyor, her gün bir öncekinden çok farklı çıkabiliyor. Bizi sallamıyor yani. İşin tehlikeli kısmı, tartıya olan tutumumuzun takıntılı bir tavra dönüşüp, zamanla psikolojik bozukluklara yol açması.

Yemek güzel bir şey.

Yemek güzel bir şey.

Ben de bu süreçten payını almış biriyim. Amerika’da üniversitede olduğum yıllarda Amerikan ölçüm sistemiyle bir türlü barışamamış ve tartıdaki rakamın 105 pound, yani 47.5 kilo olması için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Bu ‘her şey’ zaman zaman çok sağlıksız yöntemler de içerdi, şanslıyım ki kısa bir süre içinde toparlandım ve profesyonel yardım almam gerekmedi. Zamanı geldi 103 pound'u da gördüm, ama dış görünüşüm hakkında takıntılarımda hiçbir şey değişmedi. O zamanlarda idrak edemesem de, birkaç sene sonra rakamların ne kadar anlamsız olduğunu anlamaya başlayacaktım.

Tartının ne kadar boş bir şey olduğunu 33 yaşımda bir kez daha fark ettim. Kötü bir mide enfeksiyonuna kapılmıştım, aldığım antibiyotiklerden dolayı yediğim her şeyin tadı metale dönüşüyor dolayısıyla yemek yiyemiyordum. Doktorum haftada bir tahlil, ultrason yaptırıp ne olduğunu çözmeye çalışırken ben süratle kilo veriyordum. Bir ay sonunda durum bir türlü çözülmeyince ikinci bir fikir almaya gittiğim yeni doktorum beni eve geri göndermeden hastaneye yatırdı ve kendimi 5 gün boyunca serum ve antibiyotiğe bağlı buldum. Muayenede yapılan boy kilo ölçümünde ise üniversitede hep ulaşmak istediğim kilodan daha da zayıf olduğumu gördüm. Hesapta mutlu olmam gerekiyordu. Ama olamadım. O kadar sağlıksız, bitkin ve kendime yabancı biri olmuştum ki o rakam beni hiçbir şekilde mutlu etmemişti. 


 // AYNADA BAKINCA KEMİKLİ OMUZLARIN ÜZERİNDE DENGEDE

DURMAYA ÇALIŞAN KOCA BİR KAFA GÖRÜYORDUM //

 

Bu işte bir iş vardı. Hastaneden çıktıktan birkaç gün sonra, ruh halim de düzelmeye başlayınca kafamın derinliklerinde saklanan sesler geri geldi ve bana ne yapıp edip bu kiloyu korumamı söylemeye başladı. Hazır yıllar önce hayalini kurduğum kiloya gelmiştim, şimdi bol bol spor yapıp kas eklemenin tam zamanıydı. Ama ne oldu, bu düşünce tabii ki de gerçekleşemedi. Çünkü açtım, vücudum kendine gelebilmek için ihtiyacı olan besinleri istiyordu ve ben normal bir şekilde yemeye başladım. Zaten ne delice spor yapacak kuvvetim vardı, ne de kendime eziyet etmeye niyetim. Kısa süre içinde eski kiloma kavuştum. İyi ki. İyi ki diyorum çünkü 45 kilodayken ben ben değildim.

Sağlık rakamlarla ölçülemez, işin sırrı bedenimizle kurduğumuz ilişkide ve farkındalıkta. Tartınıza yüklediğiniz anlamı bir gözden geçirin, yan yana gelen birkaç sayının moralinizi bozmasına, gününüzü mahvetmesine izin vermeyin. Beden zihin ilişkisine odaklanın, gerçekten nasıl hissettiğinize bakın. Bedeniniz aslında size bütün sinyalleri veriyor. En sık giydiğiniz pantolonunuz biraz sıkmaya mı başladı? Tartıdaki rakamın bunu teyid etmesine gerek yok, siz nasıl hissediyorsunuz? Asıl soru bu.